Çağatay Uzun: Mucizenin Doğumu

 
Çağatay Uzun doğum sırasında annesinin doğum kanalına sıkışınca kafatası kemikleri üst üste geçtiği için büyük bir beyin hasarı ile başladı hayatına. Yaşanan durum oldukça ciddi olmasına rağmen teşhis de geç olunca, modern tıp için “umutsuz bir vaka” oldu Çağatay. Ancak anne ve babası ondan umutlarını hiç kesmedi… Çağatay şu an 3 yaşında ve bu yolculuğa başladığında hiç kimsenin ondan beklemediği kadar iyi.

 
Baba İsmail Uzun, 1961 yılında Bulgaristan’da doğdu. Yaklaşık 17 yıldır Edirne Devlet Hastanesi’nde uzman hekim olarak görev yapıyor. Kendi deyimiyle ikinci eşi Özlenen Deniz Uzun ile evlendikten sonra yaşamı ve hayata bakış  açısı tamamen değişmiş. Anne Özlenen Deniz Uzun ise 1977 yılında Edirne’de doğdu. Kendini bildi bileli ezoterik, mistik ve felsefi olaylara daima ilgi duyan biri. 11 yıl önce okuduğu bir kitabın peşine düşüp kişisel gelişim konularında eğitim almaya başlamış. Yedi yıl önce Edirne’de kurduğu Carpe Diem Gelişim Merkezinde ve çeşitli illerde eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyor. Hikâyenin kahramanı Çağatay Uzun, 27 Eylül 2011’de dünyaya geldi. O, büyük bir aşkla evlenen kafa dengi anne- babanın çok istenilen çocuğu. Aslında ikisi de önceki evliliklerinden çocuk sahibi olan İsmail ve Özlenen Deniz Uzun çiftinin “çok istenilen tekne kazıntısı çocuğu”… Doğum öncesi süreç genel olarak iyi geçmiş, tüm kontroller düzenli yapılmış. Doğumuna 3 gün kala yapılan son kontrolünde doktoru, her şeyin çok iyi olduğunu söylemiş. Annesine kolay, zevkli, sıkıntısız bir hamilelik yaşatmış. Doğum öncesinde Çağatay’ın bütün hazırlıkları zevkle ve sevinçle yapılmış. Hatta hamilelik sürecinde Hindistan’a yolculuk yapılmış ve orada kutsanmış... Annenin en büyük isteği eşine bir erkek çocuk doğurmak olunca, aldığı eğitimlerdeki tavsiyeleri bir kenara bırakmış ve doğan bebeğe İsmail Toprak adını vermişler.
 
Beklenen gün geldiğinde ise hiç beklenmeyen bir durum hayatlarını bambaşka bir yöne çevirmiş. Özlenen Deniz Uzun, Çağatay’ın doğduğu geceyi şöyle anlatıyor: “Evde suyum geldi, apar topar sezeryana aldılar. Doğduğu gece doğumu çok zor olmuş, Çağatay sularım gelince doğum kanalına sıkışmış, doktor kanaldan başını çıkarmada zorlanmış. Çağatay hemşirenin kucağında iken hemşirenin ayağı kaymış oğlumu zor tutmuşlar. Ben ayıldığım zaman oğlum yanımdaydı ama yüzü simsiyahtı, morluk artık siyahlaşmaya dönmüştü. Memeyi baştan emdi, sonra halsizleşti. Başı çok şişti hatta kocamandı. Her şeye rağmen çok mutluyduk. Geceyi tek kişilik yatakta eşim, kızım ve oğlumla geçirdik, onun doğumu bizim için harikaydı.”
 
Çağatay’ın dünyaya gelişinde, bu beklenmedik sorunlu buluşmada yaşadığınız duygular nelerdi? Gerçekle karşılaştığınızda neler oldu? Bugüne kadar geçirdiğiniz tüm süreçlere baktığınızda hayatınızda neyin dönüştüğünü düşünüyorsunuz?
 
Ö.D.U: Çağatay doğup eve döndükten sonra iyice halsizleşti ve hastane süreçlerimiz başladı. Yoğun sarılık ve hipotoni oldu. Babası birçok doktor arkadaşına Çağatay’ı gösterdi; onlar da anlayamadı. Sarılık olduğunu yakında iyileşeceğini söylediler. Babası sanki içine doğmuş gibi kafa ultrasonu yaptırdı, ultrasonda da hiçbir şey çıkmadı. Ta ki, 45 günlük olup kafasındaki şişlik inince kafatası kemiklerinin üst üste geçtiği anlaşılana kadar. Tabii o anda başladık beyin cerrahlarına, nörologlara gitmeye. Beynin % 85’i hasar görmüş. Şok olduk! Tüm bildiklerimizi unuttuk, dünya başımıza yıkılmıştı. Benim daima iyimser bir yapım vardır, tüm öğretilerden çıkardığım bir gerçek. “Vardır bir yolu” mantığını taşıyordum, bir yandan da içim yanıyordu. Kendimi dünyanın en çaresiz insanı hissediyordum. Eşim yıllarca öğrenmiş olduğu tıp bilgileriyle bir açmaza girmişti. Bu açmaz, beyin felcinin yeterince iyileşemeyeceği ve gördüğümüz beyin MR’ına göre durumumuzun çok kötü olduğuydu. Bir anlamda kurtuluşumuz yoktu. İ.U: Hastalığın tam teşhisinden sonra ilk anda şok oldum, hiç kabul edemedim, isyan ettim. Bir doktor olarak bu işin başıma nasıl geldiğini sorguladım. Kendimde sürekli hata aradım. Acaba nerede bir şey kaçırdım diye düşündüm. Bugüne kadar geçirdiğimiz tüm süreçlerde Çağatay’ın durumundan sonra bir arayışa girdim. Ne yapacağımı düşündüm ancak tıkandım kaldım. Bir tıp doktoru olarak aciz hissettim kendimi ancak eşimin çabaları ve bilgileriyle birçok bütüncül yöntemi denemek durumunda kaldım. Bunlardan en inanılmazı Joao Deus ile tanışıp mucizeye şahit olmamdı. Dünyanın sadece bizim bildiğimiz ve aklımızın aldığının üstünde bir yer olduğunu fark ettim. Çağatay hayatımda en çok inancımı ve Allah’a bağlılığımı arttırdı, tüm engellilere karşı bakışımı ve sabrımı değiştirdi.
“Konuşamayan, yeterince göremeyen birinin kalbini hissetmeyi öğreniyorum.”
 
Çağatay için şifa ararken ilişkinizde neler değişti; birlikte geçirdiğiniz yıllara bakınca kendinizde gördüğünüz değişiklikler neler? Neleri bilinçli şekilde değiştirdiniz hayatınızda?
 
Ö.D.U: Çağatay için şifa ararken en büyük şansım sistem dizimi eğitimine devam ediyor olmamdı. Hocamın ve arkadaşlarımın yanımızda olmasıydı. Bizi ayakta tutmak için çok ciddi çaba sarf ettiler. İlişkimizi ayakta tutabildik. Birbirimize bağlandık; ben düştüğümde eşim destekledi, o düştüğünde ben destekledim. Zor oldu. Ailelerimiz çok destek verdi ayakta kalabilmemiz için. İlişkimizi ayakta tutabilmek için çok çaba sarf ettik çünkü Çağatay’ın iyileşebilmesi için bizim birlikte ve mutlu olabilmemiz önemliydi. Onca hengâmenin içinde birbirimize zaman ayırmaya eskisinden daha fazla önem verdik. Hala da böyle devam ediyoruz. İ.U: Öğrendiğimiz onca bilgi sadece bilgiymiş, bilgelik bambaşka bir şey. Bildiğimizi ya da bildiğimizi sandığımız ruhani bilgileri zorlanarak, canımız acıya acıya hayata geçirmek zorunda kaldık. Tanrı sanki bize başka bir seçenek bırakmadı. Çağatay’ın sürecinden sonra eşimle ortak bir mücadeleye başladık. Elimizde ne varsa tüm bilgileri birleştirdik. Bu bizim ilişkimizi daha güçlendirdi ayrılmaktansa birbirimize daha çok bağlandık. Ortak bir hedefimiz vardı oğlumuzu iyileştirmek ve insanlara yardım edebilmek. Rusça bilmem işime yaradı. Tüm Rus sitelerine girerek Rus ekolünü takip ettim. Bilgileri oğluma uyguladım. Bulgaristan’da 2 yıl homeopati eğitimi aldım ve bizim oğlana uyguladım. Hayata bakışımızı değiştirdik. Maddi ve manevi hırsımızı azalttık. Daha ılımlı ve sevgi dolu olduk. Bilinçli mi oldu bilmem ama hayat boynumuzu başak tanesi gibi eğdi bir anlamda. Engelli biriyle anlaşmayı öğrenmeye çalışıyorum. Konuşamayan, yeterince göremeyen birinin kalbini hissetmeyi öğreniyorum.
 
Güçsüz kaldığınız yerler; dayanma noktanız neresiydi; kırılma noktanız neresi oldu?
 
Ö.D.U: Bilmediğin her şey zorlayıcı geliyor. Çağatay’ın hastalığı bizim hiç bilmediğimiz bir süreçti. Ağır engelli bir yakınımız olmamıştı. En çok zorlandığımız konu öncelikli olarak hastalık süreciyle birlikte hasta yakını olarak travmatize olmamızdı. Bana göre insanlar hastalıkla ilgili bilgi verirken çok acımasız oluyorlar. Çağatay’a öyle ağır tablolar çizdiler ki! “Beyni gitmiş bunun.” “Yürütüp ne yapacaksınız etrafa zarar mı versin? “Bu çocuktan hiçbir şey olmaz.” Ve daha nice acımasız söz... Tabi ki çocuğunuzun engelli olması, birçok şeyi yapamaması zorlayıcı. Benim dayanma noktam hep Allah oldu, mucizelere inanmam oldu, aldığım eğitimler işime çok yaradı. Dönem dönem kırılma noktalarımız oluyor. Sürecin çok yavaş işlemesi benim gibi daha önce hayatı çok hızlı yaşayan biri için başarısızlık duygusu getiriyor. Sonra bir kitap sözü, bir ayet beni kendime getiriyor. “KÜN FE YEKÜN; OL der hemen oluverir” sözü mesela... İ.U: Birçok kırılma noktam oldu. Çocuk nöroloji doktoru MR’ı okuduğunda yıkıldım. Çaresizlik hissi beni yıktı. Gözlerinin görmediğini söylediklerinde mahvoldum sanki. Dirilme noktam ise Joao Deus ‘tan gelişimizin ilk ayında, oğlumuzun annesine bakıp gülmesi oldu.
 
Peki, Çağatay’ın fiziksel durumu şu an nasıl; halen devam ettirdiğiniz şifa çalışmalar var mı?
 
Ö.D.U: Yıllar önce Zero Limit kitabını okumuştum ve Dr. Hew Len ile tanışmayı hayal etmiştim. Dr. Hew Len ile tanıştım hatta oğlumla defalarca eğitim aldım Ho’onoponopono’dan. Keşke böyle tanışmasaydık ama benim devam ettirdiğim en düzenli çalışma Ho’oponopono. Hergün defalarca ho’o ponopono yaparım. Brezilyalı şifacı Joao Deus, oğlumuzun hiçbir ışık algısı olmayan gözlerini açtı. Bizim tekrar hayata bağlanmamızı, en önemlisi oğlumuzu her haliyle kabulümüzü destekledi. Düzenli olarak sadece şifa çalışmasında Joao Deus’la irtibattayız ve Brezilya’ya gidiyoruz. Çağatay’da mucizelere tanık olduk, düzenli olarak şifa Esma ül Hüsnaları çekerim. Ayrıca NCR adlı bir yöntem uyguluyoruz; Türkiye’de genelde bilinmeyen yöntemler. Anat Benial ve Rolfing adlı bir yöntemler uyguluyoruz. Rehabilitasyon merkezine devam ediyoruz; Berard yöntemi uyguluyoruz; düzenli ozon terapi ve babasının uyguladığı homeopatik yöntemlerle hayatımıza devam ediyoruz.
 
Çağatay nasıl?
 
Ö.D.U: Çağatay genel olarak çok mutlu ve sağlıklı bir çocuk. Spastitesi ve gelişim geriliği hariç kolay kolay burnu bile akmaz. Bizi en çok sevindiren durum aldığı tüm çalışmalara Çağatay’ın bedeninin iyi cevap veriyor olması, aklının ve duygularının yerinde olması.
 
Bu durumu yaşayan ailelere önerileriniz ne, neler yapmalılar; nereden başlamalılar?
 
Ö.D.U: Bana göre bu soru çok güzel ve çok önemli, sorduğunuz için çok teşekkür ederim. Önce şunu söylemeliyim herkesin süreci, talebi ve herkesin yolu, seçimi başka. Tavsiye vermek bizim haddimize mi bilemiyorum ama öncelikle böyle bir şey başımıza geldiğinde mutlaka yaşama bağlanmamıza destek verecek bir terapistimiz olmalı hatta düzenli devam edebilmeliyiz. Dünyanın en zor sınavı evlatmış. Allah kimseyi evladı ile sınamasın ama sınav geldiyse başa, ruhani çalışmalar yapıp, evrenin işleyişini de anlamak bizim maneviyatımızı ve inancımızı güçlendirir. İyi niyetli inançlı bir doktor bulmak şart. Eğer bizi travmatize eden, sürekli kötü tablo çizen biriyle çalışıyorsak, onun şu anda bildiği gerçekliği bizim gerçekliğimiz oluyor. Normal tıbbi yöntemlere devam etmek gerekli. Anat Benial çok etkili bir yöntem, Rolfing, NCR hayat kurtarıcı olabilir erken teşhiste. Dünyanın başka ülkelerinde, özellikle Rus ekolünün içinde beyin geliştirici ilaçlar var. Benim düşüncem Rus ekolünü de takip etmeleri. Beyin kanamalarında çok kısa sürede kanamayı durduran homeopatik bir ilaç var, eğer bilebilseydik bize çok yol açacaktı başlangıçta mutlaka. Doğru ellerde şifa çalışması çok önemli. Bilinçaltı temizlemesi yapılmasını tavsiye ediyorum, çok önemli.
İ.U: Öncelikle birlik olmayı, kabullenmeyi, aile kalabilmeyi başarmalılar. Her yönden tedaviye açık olmalılar. Aileler, çocuklarının sevgi ve inançla yol alabileceğini öğrenmeliler.
 
Klasik tıbbı ve bütüncül tıbbı denerken neleri fark ettiniz; ülkemiz bu konuda ne durumda, dünya ne durumda?
 
Ö.D.U: Bana göre mutlaka ikisi paralel yapılmalı. İki tarafta da insanları sömürenler karşımıza çıkabiliyor. Doğru ve güvenilir ellerde, iyi niyetli kişilere denk gelebilmek çok önemli. Türkiye’de engele ve engelliliğe bakışı çok sığ buluyorum. Binlerce engelli ev hapsinde yaşıyor. Her yaştan, her gruptan insan tarafından dışlanıyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde engelli ve engelsiz entegrasyonu çok fazla. Burada ise haftada 2 saat rehabilitasyon harici pek bir seçeneğimiz yok. Oysa normal durumdaki sağlıklı insanlara göre masraflarımız çok yüksek. Farklı yöntemleri Türkiye’de bulamıyoruz, bu yöntemlere bakış da çok kapalı. Birçok insan bu yöntemlerin ismini bile bilmezken bilmediği bir şeye direkt olarak şarlatan işi bunlar deyip geçiyor. Eğer gücün yoksa hepsine uzaktan bakabiliyorsun. Neredeyse her yerde ikinci sınıf muamelesi görüyorsun ya da pozitif ayrımcılık yapılıyor. Pozitif ayrımcılığı da tehlikeli buluyorum çünkü kişiyi engelli bırakabilen bir duruma dönüşebiliyor. Bütüncül tıp yaklaşımı mutlaka daha konforlu geliyor bana. Niye derseniz; bütüncül tıpta kişiye her açıdan bakmak, kişiyi ve geldiği tümgenetik sistemini bütünün içinde kabul etmek, her şeyin olabilirliğine inanmak var. Bu da sonuca destek veren bir tutum sergiletiyor kanaatindeyim.
İ.U: Türkiye’de bu dönemde bütüncül tıp daha çok dikkate alınıp bazı yöntemler yasallaşmaya başladı.
 
İş olarak seçiminiz farkındalık yaratmak; kişisel gelişim, ruhsal farkındalık ve tıp camiası da dahil olmak üzere bu konuya ilgi duyanlarla paylaşmak istedikleriniz nelerdir?
 

Ö.D.U: Bu gibi durumlar bize iki kapı aralıyor; ya hayattan nefret ediyorsun, sevilmediğini, Allah tarafından cezalandırıldığını düşünüp batağa sürükleniyorsun ya da böyle bir şeyin başına neden geldiğini ve ne öğretmek istediğini anlamaya çalışıyorsun. Eğer evrende her şey bir plan dâhilindeyse Allah, “min alak”diyerek“Ben sizi sevgi ve alakadan yarattım.” diyorsa burada bir suç ve ceza yöntemi olamayacağını, başka bir dinamiğin işlediğini fark ederek bu görevde var olmanın güzelliğini keşfediyorsun. Bu yolculukta kişisel gelişim merkezlerinin önce durumunu kabule çalışmasını, uzun bir yolculukta olduğumuzu kişilere idrak ettirmesini güzel ve yapıcı bir yaklaşım olarak görüyorum. Tıp camiasındaki arkadaşlarımdan istediğim, bilimin her gün geliştiğini kişilere biraz daha anlatmaları ve daha empatik olmaları. Çünkü kişiler büyük bir yangın içinde kavrulup gidiyorlar, bu yangına bir kıvılcım daha eklememek sağlığa giden yolu daha da güçlendirecektir kanaatindeyim.
İ.U: Keşke iki camiada birbirinin parçası olduğunu, tek amaçlarının hayat kurtarmak olduğunu, hep beraber sonucun çok daha iyi olabileceğini görebilseler. İlim ve bilimle birlikteliği gerçekleştirerek mucizevisonuçlar elde ettik. Birbirimize daima katkıda bulunalım.

“Aileler, çocuklarının sevgi ve inançla yol alabileceğini öğrenmeliler.”

Ücretsiz bilgi almanız için sizi arayalım!

Gönder